İSTİKLAL MARŞININ DÜŞÜDÜRDÜKLERİ   (devamı)

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var!
Ulusun! Korkma nasıl böyle bir imanı boğar
Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar.
 
Buradaki ULUSUN! sözü alt satırdaki tek dişi kalmış canavar ile izah edilecektir. Bu tek dişi kalan canavar istediği kadar ulusun, dursun; böyle bir imanı boğamayacaktır; mânâsınadır. Medeniyetin canavara ile karşılaştırılması da sebepsiz değildir. Buradaki mecazî söyleyişte derin bir ıstırabın acı sızıları vardır. O yıllarda İngiliz, Fransız, İtalyan, hele Yunan işgali altındaki Türk illerinin yaşadığı ıstırabı hatırlatmak, hele Yunanlıların: "Biz Türkiye'ye medeniyet götürüyoruz." diye dünya ölçüsünde yarattıkları yaygarayı duymak... Çanakkale'de yenemedikleri Türk kudretini müttefiklerimizin mağlup olmalarıyla yendiklerini sanan işgal kuvvetlerinin medeniyetleri kadar, Anadolu'da yapmadık zulüm ve vahşet bırakmayan "Yunan Medeniyeti" için de Mehmet Âkif'in kullandığı "canavar" sözü hatta acı bir olaydır.
İstiklâl Marşı'nın ilk mısrasında şafak, akşam kızıllığı mânâsında ise de bu kelime, aynı marşın son kıtasında, bu sefer, sabah pembeliği ve gittikçe ağaran şafak mânâsındadır.
Böylelikle şâir, İstiklâl Harbi'nin başlangıcında al rengin gurubu ihtimaliyle mustarip gönüllere cesaret verir; ikinci kullanışta ise onun bir sabah şafağı gibi parlayışındaki neşeyi bir müjde gibi söyler. Şu demek ki, bu şiir, büyük bir imanın kıta kıta kuvvetlenmesi ve en kuvvetli kıtayla sona ermesi şeklinde, yüksek bir kompozisyondur:
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl.
Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklâl!
Sözleri, onun, istiklâl bir ümitken bile buna ne çok ve ne haklı olarak inandığını gösterir.
İşte İstiklâl Marşı bu anlayışla görülmesi, incelenmesi icap eden şiirdir. Bu hususta daha geniş bilgi için Kubbealtı Akademi Mec. Yıl 3, sayı 4, ve Yahya Kemal; Eğil Dağlar İst. 1966 bakılmalıdır.

İSTİKLÂL MARŞI'NIN ÖNEMİ
Atatürk'ün cumhurbaşkanı olduğu sıralar, özellikle 23 Nisan 1920'de Türkiye'nin bir millî marşa ihtiyaç duyduğu anlaşılmıştır.
TBMM'de alınan kararlarla, o sıralar başbakan olan İsmet İnönü, Millî Eğitim Bakanı Rıza Nur Beye bir yarışma düzenlemesini emretmiştir. Millî marş için 7 Şubat 1921'de yarışma düzenleniyor ve okunan şiirler arasında hiçbiri beğenilmiyor. Yani 724 ayrı şiir arasında hiçbiri... Bir de bu yarışma için para ödülü bırakılmıştır. Bundan dolayı Mehmet Âkif Ersoy, yarışmaya katılmıyor. Yeni Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver'e Atatürk soruyor: "Niye Mehmet Âkif katılmadı?" Bu sefer Mehmet Âkif'e diyorlar ki, "Tamam, biz ödülü sana vermeyeceğiz; ama bir hayır kurumuna vereceğiz." Mehmet Âkif kabul ediyor. Taceddin Dergahı'na kapanıyor ve marşı günlerce süren bir uğraştan sonra yazıyor. 12 Mart 1921'de Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından mecliste okunuyor. Bu şiiri milletvekilleri ayakta alkışlıyorlar.
Millî marşımız, 1930 yılında Osman Zeki Üngör tarafından bestelenmiş
tir.
                                                                                       Yazının 1.sayfası için tıklayınız....