İSTİKLAL MARŞININ DÜŞÜDÜRDÜKLERİ

 İstiklâl Marşı şiir yarışmasına katılan 724 şiir içinden seçilerek kabul edilmiş olan Âkif'in şiiri, Türk milletinin inanmış bir şâiri dilinden bu kadar güzel bir İstiklâl Marşı'na sahip oluşu karşısında şaşıranları kıskandıracak kadar güzeldir. Nitekim bu yüzden de bir hâyli haksız tenkitlere uğramıştır.
Her dilin bir takım söz ve söyleyiş incelikleri, dillerin dehâsından asırlarca işlenmiş, olmasından doğan ifâde sırları vardır. Dillerde anahtar kelimeler vardır ki, mânâları nice iz'anlara kapalı cümlelerin veya mısraların mânâ hazinelerine girecek kapıları açar. Bunun içidir ki, o dildeki umumi üslûbu, dilin yapısını cümle ve mısra mimarîsini, kelimelerin tarihini, kısaca o dili iyi bilmek lâzımdır.
       İstiklâl Marşı Türkçe'nin bütün inceliklerini bilen bir şâir tarafından tam bir lisan ve vicdan sağlamlılığı içinde söylenmiştir. İşte bu incelikleri bilemeyenler bu marşı tam mânâsıyla anlayamazlar.
İstiklâl Marşı'nın açıklanmasında bilhassa itiraz gören şu noktalar üzerinde durmak faydalı olacaktır.
İstiklâl Marşı'nın ilk mısrasındaki KORKMA! ve ŞAFAK kelimeleri şu mânâlarda kullanılmıştır:         Şafak burada alışılagelmiş mânâsı olan güneş doğmadan evvel ufukta görülen kırmızılık mânâsına değil, bunun tam aksine güneş battıktan sonra ufukta kalan kırmızı renk yani gurup mânâsındadır.
İstiklâl mücadelesinin başlarında duyulan ıstırap sonsuzdu, millet kan ağlıyordu. Bakışlar nerede bir al renk görse şiddetle ürperiyor, her al renk her vatan evladına Türk bayrağını hatırlatıyor ve     bayrağından, geleceğinden endişe duyuluyordu.
O günlerde;
       İzmir gitmiş, Bursa düşmüş, Afyon kaybedilmişti. Düşman Anadolu içerilerinde ilerliyordu.
Acaba bütün Balkanlarda, Kafkaslarda ve dünkü vatanımızın daha nice ülkelerinde olduğu gibi bu bayrak Anadolu'da da bir gün sönecek miydi?
Bir milletin bütün gönülleri bu en büyük azap içinde iken yurtta yine akşamlar oluyordu, yine ufuklarda bayrak rengi yanıyor ve sonra sönüyordu. Bir gurup ufkuna bakan gözler önce hiç sönmeyecek sanılan bu al renk tufanları kısa zamanda yok olup yerini karanlıklar sarınca, ister istemez aynı sızıyı duyuyordu:
       Acaba al bayrağın sonu da böylece sönmek midir? İşte Mehmet Âkif'in İstiklâl Marşı'nda yükselen erkek sesi, vatan semâlarında böyle bir zamanda gürledi.
KORKMA! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!
Neden?
"Çünkü korkmak her zaman ödü patlamak mânâsında değildir. Korkmak çoğu zaman asil bir duygudur, insanî bir endişedir. Meselâ:
- Çocuğun ateşi var, doktor! Korkuyorum! Diyen bir annenin asil korkusu hiçbir zaman can korkusu ile söylenmiş değildir. Demek ki, korku, her zaman ödleklik mânâsında değil ekseriya bir fazilet ve bir asil endişedir." İstiklâl Marşı şâiri ise aziz milletine şunu söylüyor:
Batı ufuklarını kaplayan bu al renk sönebilir, sönecektir. Fakat senin; rengini şafak renginden alan al sancağın SÖNMEZ! Çünkü sönmemesi için kanının son damlasını vermekten çekinmeyen büyük milleti onun arkasındadır. O, sönmez çünkü onun sönmesi için bu yurdun üzerinde tek bir aile, tek bir Türk kalmayıncaya kadar bu milletin millet hâlinde ölmesi lâzım gelir, bu da mümkün değildir.
Burada şafak kelimesinin gurup mânâsını değerlendiren anahtar kelime Sönmek'tir. Çünkü ancak akşam şafağı, gittikçe söner; sabah şafağı ise gittikçe aydınlanır. Âkif gibi dilin bütün inceliğini ve tarihini bilen büyük bir dil ustasının hiçbir kelimeyi gelişigüzel kullanmayacağını düşünmek lâzımdır. İstiklâl Marşı'nda böyle derin düşünmeyi icap ettiren bir hayli kelime vardır. Yanlış anlaşılan mühim sözlerden ikisi de Ulusun! ve Medeniyet kelimeleridir.devamı için tıklayınız......