ÇANAKKALE VE GENÇLİĞİMİZ
Dünya tarihinin şahit olduğu muhteşem zaferlerin en
büyüğü, hiç tartışmasız, 18 Mart 1918'de kahraman Türk
ordusunun Çanakkale'de, büyük şairimizin dediği gibi,
"...Eski dünya, yeni dünya, bütün akvam-ı beşer/
Kaynıyor kum gibi, tufan gibi mahşer mahşer..." bir
güruhu dize getirmesidir.
Çanakkale zaferi, başlı başına bit tarih şaheseri
olmanın ötesinde, şerefli milletimizin yeniden
dirilişine vesile olan Kurtuluş Savaşı'na da ilham
kaynağı olması ve hazırlaması bakımından çok
önemlidir.
Yine büyük şairimiz Mehmet Âkif Ersoy'un
"Çanakkale Şehitlerine" adlı şiirinde ifade
ettiği, "Bedr'in aslanları ancak bu kadar şanlı
idi." vurgusu önemli bir konuyu gözler önüne
sermektedir: İslam tarihindeki savaşlardan biri
olan Bedir Savaşı'nın kaybedilmesi İslam
medeniyetinin yayılmasını çok önemli bir şekilde
engelleyecek, uzak ülkelere açılmasını
geciktirecekti; ama savaşta ortaya konulan
kahramanlık bunun tam tersi bir durum meydana
getiriyor, zafer kazanılıyordu. İşte, Çanakkale
Savaşları da düşmanlarımızın hep yaptığı, yapmaya
çalıştığı gibi, insanlığa medeniyet, barış, sevgi
ve adalet götüren yüce milletimizi geldiği Orta
Asya'ya geri sürme ya da tamamen yok etme
çabasından başka bir şey değildi.
Bunu çok iyi bilen Mehmetçik, tutsaklığın
demir çemberini göğsünde kırıp parçaladı;
Anadolu'nun bağrından kopup gelen bu tertemiz
insanlar, vatanı, milleti, bayağı ve gelecekleri
için ki, o gelecek sizlersiniz, gözlerini
kırpmadan şahadet şerbetini içmeye yarışırcasına,
ölümsüzlüğe atılmış, düşmanlarının bile takdirini
almıştır.
Nitekim, Çanakkale Karma Kolordu İngiliz
Kumandanı General William Birdword, "Türk askeri
kadar vatanı için gözünü kırpmadan ölen, savaş
ânında müthiş bir cesaretle fırtınalar estiren,
yaralı düşmanını sırtında taşıyarak onu ölümden
kurtaran bir asker yeryüzünde görülmemiştir."
diyerek hayranlığını belirtmiştir.
Şanlı milletimiz ve içinden çıkan şanlı
ordunun bırakmış olduğu bu kutsal emanete sımsıkı
sarılması gereken siz güzel gençliğimizin sırtında
layıkıyla taşımak zorunda olduğu bu sorumluluk
kendisiyle birlikte bilinçli olmayı da
getirmiştir.
Bu bilinç, üzerinde yaşadığı vatanı
mukaddes bilip dış ve iç düşmanları iyi tanımak,
milletimize kötülüğün nereden geleceğini bilmek ve
kendini bu şekilde yetiştirmekten geçiyor.
Yine bu bilinç, siz gençleri öyle bir hâle
getirmeli ki; vatanı, milleti, bayrağı ve bütün
mukaddesatı için "Kim var?" diye seslenilince
sağına ve soluna bakınmadan, yani kimseden yardım
ummadan, fert fert "Ben varım!" cevabını
verdirmeli; her ferdi, "Benim olmadığım yerde
kimse yoktur!" duygusuna sahip olmayı düstur
edinen o günkü Çanakkale'den bugünkü güçlü,
dinamik Türkiye'ye ulaşmamızı sağlayan
gençliğimizi herkes hakkıyla tanımalı!
İşte, bu gençlik sizsiniz ve tam
karşımızda duruyorsunuz! Dimdik, pırıl pırıl...
Sizlerin sayesinde geleceğe umutla bakıyoruz.
Son olarak, birbirinizi sevmeniz,
korumanız, ümitsizliğe hiçbir zaman düşmemeniz
için şu dizlerle bitirmek istiyorum:
"Sual: Ey veli! İnsan nasıl olmalı? Söyle!
Cevap: Son ânında nasıl olacaksa hep öyle!"
Sağlıkla ve sevgiyle kalın...
Turhan
SUR (Resim Öğretmeni)