ÇANAKKALE BİR ULUSUN VAROLMA SAVAŞIYDI
Çanakkale Savaşı I. Dünya Savaşı sırasında
İngiltere ve Fransa'nın müttefiki olan Rusya'ya
yardım edebilmek için Osmanlı Devleti'ne ait
boğazlardan geçmeye çalışmasıyla, 3 Kasım 1914 ve
18 Mart 1915 tarihleri arasında Çanakkale
Boğazı'nda cereyan eden bir seri deniz savaşıyla
Gelibolu Yarımadası'nda 25 Nisan 1915- 8/9 Ocak
1916 tarihleri arasında yapılan kara savaşlarıdır.
Beş bin yıllık dünya tarihinde Çanakkale'deki
kadar ölü veren başka bir savaş yoktur. İki yüz
altmış bin Türk şehit oldu. Karşı tarafın kaybı
ise yedi yüz seksen bin idi. Hâlbuki I. Dünya
Savaşı'nda 110 bin, II. Dünya Savaşı'nda da 197
bin kayıp verilmişti. Vietnam Savaşı'nda 360 bin,
Kore Savaşı'nda da 160 bin can kaybı olmuştu
Çanakkale Savaşı'nın sonucunda Çanakkale Boğazı'nı
denizden aşıp İstanbul'a girmeye çalışan İtilaf
Devletleri, 25 Nisan 1915'ten başlayarak 8/9 Ocak
1916'ya kadar süren Çanakkale kara savaşlarında
Mustafa Kemal tarafından durdurulmasaydı I. Dünya
Savaşı'nda Çarlık Rusya'sı en kısa yoldan
müttefiklerin yardımlarına kavuşacağı için
yıkılmayacak, muhtemelen Ekim 1917 Bolşevik
İhtilali de olmayabilecekti. Bu durumda
Almanya'nın yenilgisi hızlanacak, belki de I.
Dünya Savaşı 1915'te sona erecekti. Çanakkale
zaferi; harbin dört yıl sürmesine, üç
imparatorluğun (Osmanlı, Çarlık ve
Avusturya-Macaristan İmparatorlukları) tarih
sahnesinden silinmesine neden olmuştur. Gelibolu
Yarımadası'nda düşmana kesin darbeler vurarak
onları yenilgiye uğratan Albay Mustafa Kemal'in
Anafartalar Tepesi'nde yaktığı zafer meşalesi,
Kurtuluş Savaşı'mızın da yolunu aydınlatmıştır.
Aslında "Çanakkale zaferi, 'Anne, sütünü
sana helâl ettirmeye çalışacağım.' diyen Erzurumlu
teğmen Ahmet Hamdilerin, 230 kiloluk top mermisini
kaldıran Mehmet oğlu Seyit Çavuşların, 'Sen benim
tek yorganımsın, ama vatan için sen de git.'
diyerek oğlunu askere gönderen annelerin, 'Ben
size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum.' diyen
Mustafa Kemallerin yazmış olduğu, Türk tarihinin
en şerefli sayfalarını dolduran bir zafer
destanıdır." Çanakkale'de Türk milletinin ve
toprağının her köşesinden gelenlerin kanı, teri,
zaferi, inancı vardır. Çanakkale zaferi,
milletimizin top yekûn birliğinin ve bütünlüğünün
simgesidir. Burada sadece bir savaşın kaderi
değil, aynı zamanda bir ulusun geleceği doğmuştur.
Çanakkale destanını yazanların bir tek ortak
noktası vardır; bu toprakların sahibi olmak, ata
yadigârı bu toprakları düşman askerine
çiğnetmemek, bu toprakları kaybetmemek, bu
toprakları ilelebet vatan olarak sahiplenmektir.
Türk ulusunun savaşı isteyen bir millet
olmadığını ve daima barış içinde yaşamak
istediğini Mustafa Kemal'in "Yurtta sulh, cihanda
sulh!" sözünde buluruz. Mehmetçiğin savaş
sırasında, Türk siyasetçisinin savaştan sonra
İngilizlerin asker olarak kilometrelerce öteden
getirdikleri Anzaklara göstermiş oldukları saygı
bunun en belirgin kanıtı değil midir? Çanakkale
kara harbinin başlangıç tarihi olan 25 Nisan'ın
Anzak günü olarak kabul edilmesi ve Mustafa
Kemal'in Gelibolu Yarımadası'nda ölen binlerce
Anzak'ın ailelerine atıfta bulunarak söylediği,
"Uzak diyarlardan evlatlarını savaşa gönderen
anneler... Göz yaşlarınızı dindiriniz.
Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içinde
rahat rahat uyuyorlardır. Onlar bu toprakta
canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız
olmuşlardır." sözünde de barış içinde yaşamak
isteyen bir millet olduğumuzu bulmuyor muyuz?
Bize düşen görev ise, bu zaferin kazanılmasında
yer alan kökeni, geçmişi ne olursa olsun, omuz
omuza bir tek ilke uğruna, bir tek ideal uğruna
savaşan binlerce insanın yaptığı gibi ve bizden
sonraki nesillerin yapması gerektiği gibi bir tek
amaç için var olmalı, tek bir amaç için mücadele
etmeliyiz: Türkiye'nin varlığını ve bölünmez
bütünlüğünü sonsuza dek korumak!
Çanakkale Geçilmedi, Ama Unutuldu!
Biz Türkiye'nin
gelecek nesillerini yetiştirecek olan öğretmenler;
zaferleri hep yaşatmalı, akan her damla kanın bizim ve
bizden sonraki nesillerin mutluluğu, refahı ve özgürlüğü
için akıtıldığını unutmamalı ve unutturmamalıyız.
Soner YURTDAŞ (Sınıf Öğretmeni)