ÇANAKKALE SAVAŞI
    Savaş, insanların öç alma duygusunun en üst noktasında ortaya çıkan ve öç duygusunun güç gösterme yarışına dönüşmesi sonucu ortaya çıkar.
     Savaş, âdil olmak zorundadır; çünkü binlerce savunmasız insanın yok edildiği savaşın mantıklı nedenler olmadıkça başlatılması insan olmaya sığmaz!
     "... İnsanın yaratılışında gaye olan mutluluğu kendisiyle elde edecekleri işe boyun eğmeyen şehirleri ve milletleri boyu eğdirmek için ordular düzenleyip yürütmede savaş aletlerinden, savaşçılardan faydalanma kendisine üstünlük veren kuvvettir, nesnedir. Her varlık son olgunluğu elde etmek için yaratılmıştır ve varlık düzeninde kendisine has olan yere uygun başarı gösterebilecek durumdadır. Bu maksadı güden savaşçı âdil savaşçı, bu maksadı güden savaş sanatı da âdil ve erdemli savaş sanatıdır."
      Çanakkale Savaşı âdil bir savaş olmamıştır, çünkü amaç Boğazları almaktı. Bu düşüncenin mimarı da Winston Churcıll'dir.
     "Bu savaşın çıkarılmasının iki nedeni vardır: Bir, Boğazlar ve İstanbul müttefiklerin eline geçerse Osmanlı'ya ağır bir antlaşmayı kabul ettirmek; iki; Boğazlarla Rusya'ya silah ve malzeme sevkı, Rusya'nın buğdayından yararlanmak."
      Boğazı geçme teşebbüsü 14.45'te başlamıştır. Akşam güneş batarken gemiler sulara gömülmüştür. Bu olay müttefiklerin prestijine gölge düşürdü. Çanakkale Savaşı'ndan önce, yenilmiş bir Osmanlı Devleti vardı; savaştan sonra ise yenilemeyecek bir Türk direnişi olmuştur. Bu savaş 250 bin Türk erinin şehit düşmesine neden olmuştur. İnsan kaybımızın bu kadar fazla olması insanlarımızı teselli edilemeyecek kadar büyük üzüntülere sevk etmiştir; fakat bu şehitlerimizin mirası olan vatanımızı yabancı kuvvetlere çiğnetmemek de onların mukaddes ruhlarına verilecek en büyük hediyedir. Bağımsızlık mevzubahis olduğunda Türk'ü hiçbir kuvvetin durduramayacağını ve karşısında kendisini dünyanın efendisi sayan "tek dişi kalmış canavar" olsa bile sonuna kadar mücadele edeceği su götürmez bir gerçektir.
     Mehmet Âkif'in aşağıdaki mısralarında; medeniyetin beşiği ve maneviyatın temsilcisi olduğunu iddia eden Avrupa, aslında maneviyattan çok, maddiyata sarılan, çıkarlarını ön planda tutan ve çıkarları söz konusu olduğunda hapsedildiği kafesinden çıkan yırtıcı sırtlanlara benzetilmiştir:
"Nerde -gösterdiği vahşetle 'Bu bir Avrupalı!'
Dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
Varsa gelmiş, açılıp mahpesi yahut kafesi
Eski dünya, yeni dünya bütün akvam-ı beşer..."

Şeyda ÖZMEN (Türkçe/Edebiyat Öğretmeni).“Mutluluğu Kazanma, Eflatun Felsefesi, Aristo Felsefesi”, Hüseyin ALTAY; K. B. Y.; sf. 117 “20. Y.Y. Siyasi Tarihi”, Prof. Dr. Fahir ARMAOĞLU; Alkım Yayınları, 13. baskı, sf. 114