KİMSESİZLİK ACI BİR DUYGU
Benim adım Osman; yaşım on bir, beşinci sınıf
öğrencisiyim.
İki yıl önce yaz tatilinde Adana’ya, anneannemlere
ben, annem ve babam gitmiştik. Babam bizi bırakıp
dönecekti. Biz de tatilimizi Adana’da
geçirecektik.
Babam yola çıktı. Aradan bir saat geçti. Telefon
çaldı. Telefona ben baktım. Birisi annemi polis
karakoluna çağırdı. Bunu anneme söyledim. Annemin
rengi sararmıştı. Hemen karakola gittik. Birden
çığlık seslerini duydum. İçeri girdiğimde annem
yerde yatıyordu. Sonunda babamın trafik kazasında
öldüğünü anladım. Artık ben de kendimi kaybettim.
Ayıldığımda arabanın içinde babamın parçalanmış
cesedini gördüm. Ceset yerde, üstü gazete ile
kaplıydı. Annem hıçkırarak ağlıyordu. Ben de aynı
şekilde.
İki ay sonra İstanbul’a döndük. Evimiz artık bir
gecekonduydu. Her şey değişmişti. Eskisi gibi
başarılı değildim. Bir gün okuldan dönüşte kapının
önünde annem ve Hatice teyze hem ağlıyor, hem de
konuşuyordular. Annemin sesini dinledim. Annem:
-
Hatice, doktorlar kan kanseri olduğumu
söylediler. Az bir süre ömrüm kalmış. Asıl
düşüncem Osman. Ona kim bakacak?
Keşke
hiç dinlemeseydim, hiç duymasaydım.
Bir cumartesi günü annemle oturuyorduk. Annem su
istedi. Mutfaktan su aldım. Odaya girdiğimde annem
yerdeydi. Bağırırken Hatice teyze ve diğer
komşular geldi. Ambulans çağırdılar. Annemi
hastaneye kaldırdılar. Kısa bir süre sonra haber
geldi, annem ölmüştü. Evet, annem ölmüştü.
Artık dünyada hiç kimsem yoktu!