İSTANBUL'UN FETHİ
Müsait bir stratejik mevki ve şehir surlarının
sağlamlığı, Bizans’ı, elbette Bizanslılar’ın dış dünyaya
karşı askerî üstünlüğü ile el ele, bu zamana kadar çoğu
defa kurtarmıştı. Şimdi ise teknik üstünlük
Türkler’deydi. Mehmed II., muazzam bir silahlanma
faaliyetine girişmiş ve her şeyden önce Batılı teknik
adamların yardımı ile kuvvetli bir topçu gücü
oluşturmuştu. İstanbul’un Türkler tarafından hücumla
alınmasında yeni silah o zamana kadar görülmemiş bir
ölçüde kullanıldı ve bir çağdaş Bizanslı’nın sözlerine
göre, “Her şeyi toplar yaptı!”. İstanbul’un sahip
bulunduğu küçük toplar, Türk topları ile mukayese
edilemezdi.
7 Nisan’da asıl kuşatma başladı. Hücum, her şeyden önce
kara surlarına, özellikle Türkler’in Bizans tahkimatının
en zayıf noktası olarak teşhis etmiş oldukları Pempton
Kapısı’na yönelmişti. Haliç, Türkler’in bütün gayelerine
rağmen kırmaya muvaffak olamadıkları ağır bir zincir ile
kapatılmıştı. Zinciri koparmak girişimlerinden birisinde
ise, 20 Nisan’da, imparatorluk filosunun başarılı olduğu
bir deniz savaşı cereyan etti. Bu başarı İstanbul’da
büyük sevinç uyandırıp müdafilere yeni cesaret
aşılamasına rağmen, kuşatılmış olan şehre gerçek bir
rahat nefes aldırmadı. Aksine, Mehmed II. 22 Nisan’da
büyükçe sayıda gemiyi karadan Haliç’e nakletmeyi başardı
ve böylece şehir hem kara tarafından, hem de Haliç’ten
bombardımana maruz kaldı. Ölümü hiçe sayan bir cesaretle
küçük savunma grubu, mukadder âkıbete karşı
direnmekteydi. Bizzat imparator, savaşçılarına örnek
oluyordu. Konstantinos, sonuna dek, tuttuğu işin
başarısızlığa uğradığını görecek kadar yaşamamaya karar
vermiş bir kimse gibi mevkiini muhafaza etti. Birçok
genel taarruz başarısız kalmış, ama kuşatılmış olan
şehrin surlarında da yedi haftalık hücumdan sonra büyük
gedikler açılmıştı. Kesin sonucun arifesinde
bulunuluyordu.
Genel taarruz için Mehmed II. 29 Mayıs tarihini tespit
etmişti. Bugüne ulaşan gece içinde sultan savaş
birliklerini hücuma hazırlarken Hıristiyanlar, Grekler
ve Latinler, Ayasofya’da son ruhanî ayinlerini icra
ettiler. Bundan sonra savaşçılar yerlerine döndüler ve
imparator, gecenin geç saatlerine kadar savunma hattını
teftiş etti. Sabahın ilk saatlerinde hücum başladı.
Şehre üç tarafından birden saldırılmıştı. Ancak savunma,
uzun bir süre taarruza mukavemet ederek bütün
saldırıları püskürttü. Bunun üzerine sultan, esas
ihtiyat kuvveti olan yeniçerileri savaşa sürdü ve
Osmanlı ordusunun bu seçme birliği, şiddetli bir
mücadeleden sonra surlara tırmanmayı başardı. Sonucun
tayin edileceği en önemli anda, imparatorun yanında
savaşa katılan Giustiniani, ölüm derecesinde yaralandı
ve geriye taşınması icap etti. Onun savaş dışı kalması
müdafilerin saflarında karışıklık doğurdu ve bu da
Türkler’in surlara girişini çabuklaştırdı. Kısa sürede
şehir Türkler’in eline geçti. Konstantinos XI. son ana
kadar savaştı ve sonunda öldü. İstanbul, Osmanlı
Devleti’nin başşehri oldu.
Georg OSTROGORSKY; “Bizans Devleti
Tarihi”, Türk Tarih Kurumu yayınları, 1991; sf.
525-526