CUMHURİYET'İN İLANI
 |
Lozan'n kabulü ve barışın
sağlanması ile geride Türk Devleti'nin siyasal yapısını belirleyecek
devlet şeklinin ve adının ne olacağı sorunu kaldı. T.B.M.M.'nin varlığı
ile egemenliğin kayıtsız - şartsız ulusa ait olan, insan haklarına
dayanan bir devlet sistemi kurulmuştu. Fakat gerek halkın, gerekse
Meclis içinde bulunanların büyük kısmı Padişah'a dinsel ve geleneksel
bağlarla bağlıydılar. Padişah'ın işgal ettiği Saltanat - Hilafet makamı
yüzyıllardır kökleşmiş bir teokratik sistemdi. Egemenliğin, tanrı
hakları sisteminden, insan hakları sistemine geçişimin bir sonucu olarak
Padişahlıktan ulusa geçişi, bir ilke ve ülkü olarak Amasya Genelgesi'nde
ortaya konmuş ve 23 Nisan 1920'de T.B.M.M.'de somutlaşmıştı. Teşkilat-ı
Esasiye Kanunu da bu temel üzerine oturmuştu.
Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşı içinde "Cumhuriyetçi" bir düşünceyi ortaya
atmak, iç parçalanmaya yol açacağı için bu yola gitmedi. Hatta Sivas
Kongresi sırasında "Cumhuriyet" ilan edelim önerilerini red etmişti.
Fakat Kurtuluş Savaşı'nın Başkomutanı, Türk Ulusu'nun kurtarıcısı M.
Kemal, Türkiye'nin siyasal yapısını değiştirmenin ilk adımını
Saltanat'ın kaldırılmasını sağlamakla attı.
2 Aralık 1922'de Meclis'e muhalif grup tarafından bir öneri verildi.
|
"İntihab-ı
Mebusan Kanunu"nda değişiklik yapılmasını isteyen önergede "Büyük Millet
Meclisi'ne üye seçilmek için Türkiye'nin bugünkü sınırları içindeki yerler
halkından olmak ve seçim çevresine yeni gelenlerin ise en az beş yıl oturmuş
olmaları" gerektiği kanun hükmü haline getirilmek isteniyordu.
M. Kemal Paşa'yı milletvekili seçilmekten yoksun bırakmak
isteyen bu önerge üzerine söz alan M. Kemal Paşa, doğum yerinin Türkiye'nin
sınırları dışında kaldığını ve bir yerde beş yıl oturmadığını belirttikten
sonra, düşmanlara karşı savaştığını, vatanı kurtarmak için hiç bir yerde beş
yıl oturamadığını hatırlatıp, ulusun sevgisini kazanmış bir insan olmasına
rağmen kendisini yurttaşlık haklarından yoksun bırakmak isteyen bu
kimselerin bu yetkiyi kimden aldıklarını sordu. Önerge reddedildi
TBMM'deki muhalif grup Mustafa Kemal'in kamuoyu yoklaması yapmak üzere
Ankara'dan ayrıldığının ertesi günü "Hilafet-i İslamiye ve Büyük Millet
Meclisi" başlıklı bir broşür yayınladılar. Broşürün ana fikri, islam
kamuoyunun son gelişmelerden (Saltanatın Kaldırılışı) büyük ızdırap içinde
bulunduğu, Hilafet'in hükümet demek olduğu ve Hilafet'in hukuk ve
görevlerini yok etmenin hiç kimsenin, hiç bir meclisin elinde olmadığı
esaslarına dayanıyor, "Halife Meclisin, Meclis Halife'nindir." sözleriyle
bitiriyordu. Bu bildiri, M. Kemal'e ve O'nun gerçekleştirmek istediği
devrime bir tepki idi.İzmit'e gelen M. Kemal, din ve hilafet konusunda
yaptığı açıklamada "Türkiye Büyük Millet Meclisi Halife'nin değildir ve
olamaz, Türkiye Büyük Millet Meclisi yalnız ve yalnız Ulusundur." dedi. 16
Ocak'ta yaptığı toplantıda, Hilafet'in dinle ilgisi olmadığını, siyasi bir
mevki olduğunu, idare-i maslahatçılıkla devrim yapılamayacağını belirttikten
sonra "Devrimin kanunu mevcut kanunların üstündedir. Bizi öldürmedikçe,
bizim kafamızdaki cereyanı boğmadıkça başladığımız devrim ve ilerleme bir an
bile durmayacaktır" diyerek gericilere gerekli yanıtı verdi. Bu sırada
Lozan'ın ilk görüşmeleri kesildiği için İsmet Paşa ile Ankara'ya döndü.
Meclis'te gizli oturumlar çok sert geçti. Trabzon mebusu Şükrü Bey'in Topal
Osman tarafından öldürülüşü, M. Kemal'e saldırılara yol açtı. M. Kemal'i
kendilerine büyük engel gören, tutucu, gerici, ittihatçılar, çıkarcı
gruplar, O'na karşı muhalefette birleşiyorlardı. Yakın arkadaşlarından Rauf
Bey, Kazım Karabekir, Refet Bele, Ali Fuat Paşa'lar da yavaş yavaş yanından
ayrılıp, Hilâfetçilere kuvvet veriyorlardı. M. Kemal, 20 Mart 1923'te
Konya'da yaptığı bir konuşmada Türkiye'yi Ortaçağ karanlığına çekmek isteyen
gericilere karşı tutumunu açıkça şu sözleriyle belirtti: "Eğer onlara karşı
benim şahsımda bir şey anlamak isterseniz, derim ki, ben şahsen onların
düşmanıyım. Onların olumsuz yönde atacakları bir adım, yalnız benim şahsi
imanıma değil, yalnız benim amacıma değil, o adım benim ulusumun hayatıyla
ilgili, o adım benim ulusumun hayatına karşı bir kasıt, o adım ulusumun
kalbine yöneltilmiş zehirli bir hançerdir. Benim ve benimle aynı fikirde
olan arkadaşlarımın yapacağı şey mutlaka o adımları atanları tepelemektir...
M. Kemal Paşa, 8 Nisan 1923'de dokuz ilkede görüşlerini toplatarak,
programını belirlerken, siyasi biçimlenmeyi de hazırladı. Savaş zamanının
T.B.M.M.'nin görevi son bulmuştu. Bu sebeple Meclis kendini dağıtıp, seçime
gitme kararı aldı. M. Kemal, dağılmadan önce Meclisten 15 Nisan'da,
Saltanatı geri getirmeye çalışanları vatan haini kabul eden bir kanun
değişikliği ile "Hıyanet-i Vataniye Kanunu"na, ileride gerekirse yine
İstiklal Mahkemeleri kurma fırsatını veren bir ek getirdi.
İkinci Meclis, toplandıktan sonra Lozan'ı onayladı. Artık sorun Türkiye'nin
rejiminin belirlenmesiydi. M. Kemal 22 Eylül 1923'de "Neue Treie Presse"
adlı bir Viyana gazetesi muhabiriyle yaptığı görüşmede, 23 Nisan 1920'de
kurulan sistemin Cumhuriyet olduğunu fakat adının açıklanamadığını belirtip,
yapılacak işin yalnızca isim koymak olduğunu söyledi.
Yeni devletin başkentinin neresi olacağı da bir sorundu. Ankara 1920'den
beri bu işi yapıyordu. Merkezi ve güvenli durumu ortada idi. Mecliste uzun
tartışmalardan sonra 13 Ekim'de Ankara başkent olarak oy çokluğu ile kabul
edildi. Cumhuriyet'in ilanına bir adım daha yaklaşılmıştı.
devamı
için
tıklayınız...»»» |